19 Kasım 2013 Salı

Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde, 
İşte seni sevmemek içinde öyle
Seni sevmek için ne kadar söz varsa dilimde, 
Seni yermek için, 
Sana ermek için yok işte yok işte
Bir yalan uyduruyorum ben kendimce, 
Kendime umutsuzluk, sana umut, 
Yollarıma çaresizlik düşmüş eşkiya
Ben sana zehir zembelek bir suskunluğum 
Ben sana gözlerinden vurulmuşum;
Sana açılan kapıların üzerime kapanan sesinde 
Ben seni değil kendimi kendimi unutmuşum.
Yaraların kanayan damarlarına 
Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm.
Ne mutlu bana,
Ne mutlu...En çok bir yıldız kayıyor biliyor musun?
Bir dilek tutuyorum işte,
Ellerin oluyor,
Tutunuyorum sana.
Soluksuz bir sokak lambası altında 
Şubata müebbet gözlerimi sunuyorum sana,

Anlasana...

Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde 
İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime,
O kadar yalan, kime ne...
Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne
Kendimi sende unutuyorsam kime ne
Sende susuyor 
Sende konuşuyorsam 
Sende uyuyor 
Sende uyanıyorsam 
Vuruyorsam talan olan umudun mahzenine kendimi,
Kime ne
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşünde
Yalan ya da gerçek,
Sen sen sakın gecesiz uykularında üşüme
Sakın üşüme...

Ben üşüyorsam kime ne...

Bedirhan GÖKÇE

16 Kasım 2013 Cumartesi

     Ve seni yine üzerler. Bütün iyi niyetlerin, düşüncelerin, gülümsemelerin uçar gider. Bir sen kalır geriye; asık suratlı, ruhsuz, öfkeli. İnsanlar neden senin gördüklerini görmezler? Bu belki de hüznün sana beni unutma deyişidir, belki yaşanması gereken bir anı, belki bir yanılgı... Kalbinin köşelerini doldururken bütün hassasiyetinle, yanlış seçimler yaptığın gün gibi aşikar. Ya bundan sonrası? Bir boşluk nasıl günler süren bir çabayla dolduruluyorsa, o kadar uzundur o saf halini alması. Acılar yok olmaz kolay kolay.

     Meltem K.

15 Kasım 2013 Cuma

      Cahit Zarifoğlu’nun eşi Berat Hanım’a yazdığı bir mektup;
    
     Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye. Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez. Acaba anlatabiliyor muyum?
     ''Birlikte olduğum hiç kimseyi unutamam gibi geliyor bana. Çünkü her insanın kendine has bazı özellikleri vardır. Kimseyi kimsenin yerine koyamazsın. Belki deliyim ama, küçük bir kızken annem okula hep geç kaldığımı söylerdi. Bir gün nedenini öğrenmek için beni takip etmiş. Kestanelerin ağaçlardan düşüşünü ve kaldırımda yuvarlanmalarını, bir karıncanın yolu geçmesini, bir yaprağın ağaçtaki gölgesini izlermişim. Bence insanlarda da aynı. Onlarda kendilerine has küçük ayrıntıları görüyorum. Bu beni etkiliyor ve bunu özlüyorum. Hep özleyeceğim. Kimsenin yerine başkalarını koyamazsın, herkes güzel ve özel ayrıntılardan oluşur. ''

13 Kasım 2013 Çarşamba

Yarın, bundan sonraki hayatınızın ilk günü. Siz bilirsiniz.. İyi geceler. :)


Aşk Kesiği Bir Yar/a

Senden önce
Kim şahit olmuş ki böyle bir aşka?
Hangi destan,hangi masalın satır araları...
Ve
Senden önce
Kim sevilmiş ki böylesine senden başka?
Hangi prenses,hangi masal kahramanı...

Canımı yakan,
Sensizken akan yaşlarmış.
Senden öncesini
Yaşamamış sayarken,
Asıl yalnızlık
Senden sonra başlarmış...

Senden sonra
Kim açabilir ki bu kalbi,
Hangi çilingir,hangi hırsız...
Ve
Senden sonra
Kim girebilir ki içeri,
Hangi kalbi boş olan,hangi yar/sız...

Senden sonra kapattım kalbimi.
Kimseyi asla almadım içeri.
Doktorlara göre,
Kanayan aşk kesiği bir yarammış.
Yokluğunda anladım!
Senden başkası bana harammış...

Senden başka
Kim yıkabilirdi ki bu bedeni,
Zaten yorulmuş,zaten yaralı...
Ve
Senden başka
Kim ödeyebilir ki bu bedeli,
Hangi aşık,hangi sevdalı...

Korsan sevdalara hizmet eden,
Mülteci barınağı bir kalpti benimkisi.
Yoktu ne sigortası ne de garantisi.
O kadar girip çıktın da,
Bir kez olsun sahip çıkamadın sevgili!

Ne senden öncesi vardı,
Ne de senden sonrası.
Olmadı hiç bir zaman,
Senden başkası!


Taner MUZOĞLU
Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir kara saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim çayların
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir

Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, nerdesin diye

Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Demek ki geceler bensiz de güzel 
Yokluğum canına tesir etmemiş 
Ha benim ellerim, ha başka bir el 
Gariplikler garibine gitmemiş.

 Bir kuş sütü eksik olan masada 
Karşındaki tabak boşmuş sadece 
Demek tenhaları seven yalnızlık 
Bizim gönlümüze koşmuş sadece.

 Yorganı, döşeği yadırgamadan 
Uyku gelip konmuş kirpiklerine 
Düşlere dalmışsın umursamadan 
Açmışsın rüyanı sevdiklerine.

 Boynun bükülmemiş uyandığında 
Hatta zevk almışsın horoz sesinden 
Rüzgar pencereyi tıklattığında 
Geçmemişim bir an olsun içinden.

 Akşam olur... Karanlık ne bilmezdim.
Sen gidince.. ilk kez geldi karanlık 
Sen olsaydın hüzne izin vermezdim 
Sen gidince.. tebessümüm bir anlık.

 Demek ki geceler bensiz de güzel 
Yokluğum canına tesir etmemiş 
Ha benim ellerim ha başka bir el 
Gariplikler garibine gitmemiş...

 Vahdet Nafiz AKSU

Sen gittin ne varsa gitti senle beraber..
Çünkü seni sevmekle başlamıştı her şey.
Aşka kelepçe vurulmaz amirim.. İşte ellerim..
Başkenti ben vurdum.. Suçluyum..
Ne olduysa 7.caddede oldu amirim..
Mayıs'tı ağaçlar henüz çiçeğe durmuş.
Saatler çoktan akşam olmuştu..

Bilirsin 7.caddenin delikanlıları başka olur..
Daha doğrusu 7.cadde başkadır da..
Delikanlılar ona ayak uydurur..
Henüz ilk voltada oltayla yanakları yırtılan..
Bir balik gibi kaliverdim ortada..
Aşk buysa.. Adı Zehra..


Üniversite yılları o zamanlar gurbet bir yanda ağlar..
Sıla bir yanda, anam doktor oğluna kız arar.
Oysa daha aç yatılıp, tok kalkılan sabahlar..
Babam sıkıntı çekmesin diye harçlık..
Tasaarufunda dar zamanlar..
Ama yiğitlik var serde..
Anadolu delikanlısını kim yıkar..
Üstelik milat daha Zehra´yken amirim..
Anadolu delikanlısını kim yıkar…
Ömer önce doktor olacak, sonra baba..
Zehra önce avukat olacak, sonra anne..
Zehra´dan öncesi, deli Ömer..
Zehra´dan sonrası, dert keder..
Aşk denen ok düşünce yüreğe..
Zaman toz olurmuş, meğer sevilenin ayak izinde..
Mekan denen, köz külleriyle gömülürmüş ezele..
Seven sevilen tek hecede aradan çıkarmış, her şey sessizce..

Böyle başladı, işte amirim.. Böyle böyle başladı..
Davullar böyle.. Sözler böyle başladı Türkiye
Yer sarsıldı, halaydan gök indi..
Dünya evine giren kimdi? Kimdi çıkan amirim..
Böyle başladı.. Silahlar böyle patladı..
Avuç içlerine yakılan kına kan oldu, içtik kana kana..

Nasıl oldu anlamadık.. Kor değil kor değil
Gözleri sonuna kadar açıktı.. Kurşun
Önce duvağına değdi Zehra'mın..
Sonra duvağını deldi.. Doktordum ama..
Yetişemedim hastahaneye..

Bir oğlan, bir kız düşlerken..
Düşün gecesi toprağa verdik Zehra'mı işte..

Ne olduysa 7.caddede oldu amirim..
Mayıstı, ağaçlar henüz çiçeğe dönmüştü..
Saatler çoktan akşam olmuştu..
Ömer yine delirmiş, milattan önceye dönmüştü..
Töre düşünde göğü vurmaksa.. Gök vurulmuş..
Zehra'm kandan gelinliğiyle,toprağa doymuştu..

Bunu da böyle yaz amirim.. Bunu da böyle yaz..
Aşka kelepçe vurulmaz.. İşte başkenti ben vurdum..
Suçluyum.. Töreyi bu ellerle.. Ellerimle boğdum..
7.caddede ben ölü kalbi elinde artık serseri bir kurşun..
Kim olsa vururdum amirim.. Kim vursa ölürdüm amirim..

Can düştü, kara toprağa, cananım düştü
Kurşunlar gökte dağıldı, baharım düştü
Aşka kelepçe vurulmaz vurulmaz gayri
Cananım toprağa düştü, toprağa düştü
Gelinlik kefene döndü, kefene döndü…


Bedirhan GÖKÇE

'Herkese benden selam, sana hasret.'