28 Şubat 2014 Cuma







   Bir Varmış Bir Yokmuş

    Kırmızı 1: Benim Adım Pollyanna.
Kızın elinde dolu bir çay bardağı, tazecik. Oğlan yanı başında gülümsedi, sıcacık. Kız bakamadı korkusundan yüzüne. Bu gözleri görmüştü ya bir kere, bir dahası için cesaret yoktu kalbinde. Ve korku... İlk kez onun kömür karası gözleriyle tanıştığında içini kemiren bu yeni korku, çıkıp gelmişti işte yine. Öyle damdan düşercesine. Böylesine tatlı böylesine can yakan bir korku var mıydı başka bir alemde? Bu duygu nasıl yazılabilirdi, hangi kalemle?

   Kızın elinde dolu bir çay bardağı, incecik. Oğlan eline uzansa tutacak, kör talih. Yeni bir tat var bugün çayda: Düş tozu. İçtikçe kalp atışlarınız hızlanması, aklının bulanması bu yüzden. Sahi, siz hayal kurar mısınız çaylarınızı yudumlarken? Yok efendim yok. Bende bunları anlatabilecek kalem de kelâm da... Yok. Anlıyor musunuz? Kız eline uzansa tutacak, kör talih.

    .............

    Kırmızı 2: ...ve Pollyanna Ölür.
Kızın elinde dolu bir çay bardağı, soğuk. Oğlan çok uzak, sırtı dönük. Kız bakamadı yüzüne. Gözlerini zor dindirmişti ya bir kere, bir dahası için güç yoktu kalbinde. Ve umutsuzluk... İlk kez onun sayesinde tanıştığı o tatlı korkunun yerine geçen bu muhteşem umutsuzluk... Çıkıp gelmişti işte, hem de hiç istenmediği halde. Öyle damdan düşercesine değil lakin gerçeği görmemekte ısrar eden gözler, bunu nereden bilsin? Böylesine bir yıkılış yoktu ki muhayyilde. Bu duygu nasıl yazılabilirdi, hangi kalemle?

    Kızın elinde dolu bir çay bardağı, hissiz. Oğlan elini uzatsa yakacak, habersiz. Yeni bir tat var bugün çayda:Hüzün katresi. İçtikçe kalp atışlarınız azalması, ruhunun daralması bu yüzden. Sahi, siz hayallerinizi demlerken çayınızın buharında, bardağınız hiç kırıldı mı o anda? Yok efendim yok. Bende bunları anlatabilecek kalem de kelâm da... Yok. Anlıyor musunuz? Kız eline uzansa yanacak, çaresiz.



   Meltem K.

17 Şubat 2014 Pazartesi

KOY CEBİNE

   Bir zamanlar dost adını yakıştırdığı kimselerin, bu kelimeye ne derece uzak olduğunu görünce evvela bir deprem yaşıyor insan; ek olarak da aldatılmışlık duygusu kalıyor kalp cebimizde. Üzüntü mü? Elbette. Kaybedilen dosta değil kaybedilen zamana. Kayıplar kıymetli ise üzüntü onlara yönelik olur zannımca, kaybedilen gerçek dost suretini taklit etmiş bir sahte yüz ise bu üzüntü zamanımızı bilinçsizce israf ettiğimizden. Yoksa hangi canlı sevinir hayatındaki eksilerin hayatından eksilmesinden?



    'Dost dost diye nicesine sarıldım,


   Benim sadık yarim kara topraktır.'
İşte bu dizelerin anlam kazandığı anlar... Sadık bir yar, sadık bir dost bulmak ne çetrefilli iş şu zamanda. Zamanı mı suçlamalıyım, o da biraz muamma. Demez mi ki bir ayet: 'Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur.' Kelamımız aldık kitabımızdan; öyleyse diyelim ki bu hainlik ne mevsimden, ne şehirden, ne zamandan.. Bu hainlik yerini, değerini görmeyen; kelimenin manasına aşina olmayan kalpten.



    İnsan; bir yanda muhibbi, bir yanda hüzün esbabı. İnsan; bir yanda iyi ki, bir yanda keşke... Şimdi dilimin ucunda kıvranan: Ahh keşke... Derken sonra, yine dizeler dökülüyor fikrime:


   'Hayatın çilesine tahammül gerek,
Değil mi ki sefa ile cefa müşterek.'


    O vakit diyorum ki sarsıntılarla başlayan bu hikaye, şükürlerle bitmeli benim içimde. Ve son söz şu ola dilime: Dostun sahtesi gerçeğinin, sahte dostun eksikliği hayatının kıymetini artırır bu böyle biline. Meltem, işte sana gerçek, koy cebine.

   Meltem K.