Bir zamanlar dost adını yakıştırdığı kimselerin, bu kelimeye ne derece uzak olduğunu görünce evvela bir deprem yaşıyor insan; ek olarak da aldatılmışlık duygusu kalıyor kalp cebimizde. Üzüntü mü? Elbette. Kaybedilen dosta değil kaybedilen zamana. Kayıplar kıymetli ise üzüntü onlara yönelik olur zannımca, kaybedilen gerçek dost suretini taklit etmiş bir sahte yüz ise bu üzüntü zamanımızı bilinçsizce israf ettiğimizden. Yoksa hangi canlı sevinir hayatındaki eksilerin hayatından eksilmesinden?
'Dost dost diye nicesine sarıldım,
Benim sadık yarim kara topraktır.'
İşte bu dizelerin anlam kazandığı anlar... Sadık bir yar, sadık bir dost bulmak ne çetrefilli iş şu zamanda. Zamanı mı suçlamalıyım, o da biraz muamma. Demez mi ki bir ayet: 'Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur.' Kelamımız aldık kitabımızdan; öyleyse diyelim ki bu hainlik ne mevsimden, ne şehirden, ne zamandan.. Bu hainlik yerini, değerini görmeyen; kelimenin manasına aşina olmayan kalpten.
İnsan; bir yanda muhibbi, bir yanda hüzün esbabı. İnsan; bir yanda iyi ki, bir yanda keşke... Şimdi dilimin ucunda kıvranan: Ahh keşke... Derken sonra, yine dizeler dökülüyor fikrime:
'Hayatın çilesine tahammül gerek,
Değil mi ki sefa ile cefa müşterek.'
O vakit diyorum ki sarsıntılarla başlayan bu hikaye, şükürlerle bitmeli benim içimde. Ve son söz şu ola dilime: Dostun sahtesi gerçeğinin, sahte dostun eksikliği hayatının kıymetini artırır bu böyle biline. Meltem, işte sana gerçek, koy cebine.
Meltem K.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selamlar, sevgiler, teşekkürler.. Yorum yazarken bir çay? :)