24 Nisan 2014 Perşembe

   
  

    HABERSİZ PERŞEMBE 
(EN YAKIN EN UZAK)
    
   Sevdiğim… Hikâyen ne güzeldir, benden dinle. Şu söylenmeyeni duymayan kulaklarına son kez söyleyeyim: ‘Süveyda derler adına, insan bu derde düşmeye görsün. Süveyda kalpte bir kara damla, aşkı hissedip can bulurmuş vücutta. Büyüdükçe büyür, kanadıkça kanarmış; sardıkça sararmış sevdalıyı baştan sona. Bir zehir, bir ab-ı hayat… Sevgiliye olan hasretinden beslenip hayat verirmiş aşığa, sevgiliyle olan hicranından dem alıp zehredermiş dünyayı ona. Süveyda derler adına…’

    Sevdiğim. Kalbimin en derininde gizlediğim... Şu güne kadar başıma gelen en güzel derdim. Gözyaşlarımın her biri bir inci tanesi, senden dolup taşarken. Her biri kıymetli, senle dolup taşarken. Sonradan yağacak yağmurdan habersiz bugünün perşembesi. Oturmuşum yine kantinin bir köşesine, yine seninleydim, yine sende. Masam kapıya uzak bir yerden. Hani şu tost aldığımız sıra var ya, onun hemen dibinden. Kapı karşımda; gelip geçiyor hayatın hengâmesi içinde neşeli, kederli, asık suratlı insanlar; gelip geçiyor zaman. Bekliyorum, yüreğimde inci taneleri, seni bekliyorum. 'Ah, bir gelse!' diyorum. 'Şu içimde taşıdığım bütün kederi, dağılmışlığı alsa götürse. Bir gözüme değse gözleri, henüz yaşamadığım mutsuzlukları bile silse. Bir girse gözlerimin menziline, bir umut düşürse yine içime, ben oyalanmaya devam etsem belli belirsiz sevgisiyle, oynamaya devam etsem sevda oyunumu gözlerinin her hareketiyle. Ah, bir gelse.' 

    Zaman geçiyor sevdiğim, hızlıca geçiyor. Görmüyoruz bazen bu acelede şehbal açma sevdasıyla yanıp tutuşan taze çiçekleri, görmüyoruz mutluluğun her adımda geride bıraktığı ayak izlerini ve görmüyoruz, belki de gözümüzün hizasında duran gerçekleri; zaman geçiyor sevdiğim. Gözlerimizdeki perde eskiyor, bazen yürek sızlatıyor ya, yine de 'Eyvallah' dedirtiyor eskiler safına katılmaya yüz tutmuş perdemizin deliklerinden, bize selam duran hüzünler. 

    İşte geçen zaman, işte ben, kantinin yalnız bir köşesinde, bilmem kaçıncı bardak çayımı içiyorum, hava soğuyor. Sabahın yaza elini sarkıtan sıcağı, yerini ürperten bir soğuğa bırakıyor. Kaloriferler de yanmıyor be sevdiğim, hava soğuk, üşütüyor. Bir siluet geçmeye görsün kapıdan, gözlerim merakından dört dönüyor. Her yüz yeni bir Bismillah çektiriyor suskun dilime, her yüz 'Ha geldi, ha gelecek.' diyor. Dedim ya eskiyor artık umudu içimde tutan yalancı perdeler, artık gerçekler gün yüzüne çıkıyor, artık umut tükeniyor. Hava soğuyor sevdiğim ve sen de gelmiyorsun. Kandırıyor bütün gölgeler, kandırıyor saniyeleri kovalayan yelkovan, kandırıyor batan güneş beni her gün; zaman ne kadar geçerse vuslat o kadar uzuyor, şu bendeki kör umut an be an tükeniyor. Karanlık iniyor yavaş yavaş derdinin kefesi olmuş omuzlarıma. İşte akşam, işte ben, elimdeki bilmem kaçıncı bardak çayımı yudumluyorum, hava soğuyor. Beklemeye lafım yok, beni sana bağlayan her umut tanesi yollarına çiçekler saçıyor bu bekleyişlerimin. Ben kavuşamamaktan yana dertliyim sevdiğim; ben seni değil de, bu deryanın içinde kendimi daha fazla taşıyamamaktan dertliyim. Derd-mend olmuşum, bu işin ehliyim. Ey benim güzel derdim, seni taşır da yüreğim, ben kendimden şüpheliyim. Saatler geçiyor, yine de gelmiyorsun. İçimde umudumu kemiren hüzün, diyor ki ‘Gelmezse şu kapıdan, bir daha gitme ardından. Gelmezse en çok ihtiyaç duyduğun anda, bir daha oturtma onu gönül tahtına. Gelmezse…’ 

    Cümleleri beyhude uzatmanın ne gereği var sevgili… Sonunda yağacak yağmurdan habersiz bugünün perşembesi. Gönül kapım aralık, hala inatla ‘Ha geldi, ha gelecek!’ diyor gitgide azalan kalabalık. Bu gece yağan yağmurdan habersizsin, gelmiyorsun. Dökülüyor inci taneleri… Artık süveydanın nefesine dahi yetmiyor boşluk, geçemiyor, kapı kapanıyor. Yüreğimde inci taneleri…

     Meltem K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selamlar, sevgiler, teşekkürler.. Yorum yazarken bir çay? :)