30 Haziran 2014 Pazartesi

Ahh sensiz:
Nasıl yarım ve zormuş yaşamak.
Mesela oturmak bir masada,
Mesela karışmak yıldızlara...
Yahut bir bardak çayı, 
Hasretinle soğutmak avucumda.
Ne acıymış yaralara merhem bulamamak;
Ne acıymış seni arayıp da,
Gözlerimin hizasına alamamak.
Sana uzanamayan ellerim,
Bilsen nasıl çaresiz...
Ve ne yaman işmiş,
Nefes almak sensiz.


Meltem K.


14 Haziran 2014 Cumartesi

Bugün mutlu görünmem gerekiyor. Beni gülerken görürsen inanma e mi.

13 Haziran 2014 Cuma

http://www.youtube.com/watch?v=vPF2up6HdWE&feature=share

''Sevdim seni, terk eylemenin çâresi yoktur.''


Kendime iyi bakamam. (...)
İyi ol. 
Mutlu ol. 
Beni unutma. 
Haşçakal demeyeceğim, 
Senden nereye gidebilirim ki. 
Vedalaşmayacağız da, 
Benden nereye gidebilirsin ki.
İlginç olan ne?
Tutamıyorum ellerimde.
Uçuyor gidiyor;
Benden uzaklara...
Belki de hiç olmadı,
Hiç kalmadı yakınımda...
Ama işte besbelli,
Bu kez kesinmiş gibi...
Bu kez elinde bileti.
Geçiyor yanımdan,
Geçiyor benden...
Uğurlu bir veda,
Unut beni diyor,
Mümkünmüş gibi.

Hüzünlü,
Belki biraz umut dolu,
Belki artık umutsuz...
Belki hiç sevmemiş,
Yahut bir masalmış,
Düşmüş benimkisi.
Acılı, ağrılı...
İlginç mi?
Onda da var doğruluk payı.
Onu nasıl böyle sevdim,
İşte ilginçlik bunun hakkı.

Meltem K.
Dilimizden düşmeyen şarkılar, 
Yalan yanlış hatıralar, 
Kırık dökük bu satırlar, 
Keşkeler kaldı bize...
Bir de yara kaldı, 
Bir de dert kaldı bize. 

Gece yarısı buluşmak varmış, 
Gün batımlarında ağlaşmak, 
Tan yerine sevdalık...
Bir garip düşünce, 
Kaldırmak farzmış.



Ay ışığı vurmuş caddeler, 
Saçak altı ıslak sokaklar, 
Yara kaldı, dert kaldı bize... 
Ve tokat ağlatan acı sözler kaldı.
Bir de ahlar, bir de tühler kaldı bize.

12 Haziran 2014 Perşembe

Bir gün baksam ki gelmişsin..
Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
Gözlerinde bir bitmez, bir tükenmez güzellik
Saçlarında ilkbahar..
Bir gün baksam ki gelmişsin..
Gülüşünde taze serin bir rüzgar
Ellerin yine eskisi kadar güzel
Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..
Bir gün baksam ki gelmişsin..
Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.
Bir gün baksam ki gelmişsin...
Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
Benim olmuş dünyalar...

Yavuz Bülent BAKİLER

11 Haziran 2014 Çarşamba

Pişmanım, yapamadığım birçok şey için. Ama ne fark eder, o ben miyim sanki.

Meltem K.

Bir kalp yangınından geriye kalan
Siyah gözlerine beni de götür.
Artık bu yerlere sığamıyorum.

Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini,
Kaptanları sorgulayan
Yanından geçen küheylanların
Korku tufanına yakalandığı
Siyah gözlerine beni de götür.
Güneş ülkesinden gelen yiğitler
Benzeri olmayan bir dünya kursun.
Cellat, ayrılığın boynunu vursun.

Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür.

Nurullah GENÇ.

6 Haziran 2014 Cuma



Demek ki ellerinde,
Benim için bir gönlün,
Bir gülün dahi yokmuş,
Hiç olmamış sevdiğim!!
Oysa gelirsin diye,
Yollarında kalmış gözlerim.
.........
'Belki bekler.' demişim.
'Belki özler.'...
Demek ki, hiç görmemiş,
Anlamamışsın sevdiğim!!
  Benim gibi yanmamış,
      Ağlamamışsın...
.......
(Uğur böceğim de tekrar geldi bugün, sen de... Ama gördük ki, ne onun uğuru kalmış cebinde; ne de senin kalbin var ellerimde. Peki ama, neden gidemiyorum senin gibi ben de?)

                  Meltem K.

gelmedin ya... sana, DEĞİL BANA HELAL OLSUN.

5 Haziran 2014 Perşembe

Yokluğunda dilime dolanan iki şarkı vardı, günlerdir sürekli karşıma çıkan, senden gelen iki şarkı...

Diyor ki biri: 
'Duygularıma esir oluyorum seni görünce. 
İnsan bin kere mi yanıyor, bir kere sevince?'

Bunu dilime doladım ilk önce, seni düşüne düşüne... Derken dün Meydan'da yürürken bir grup genç... Hem çalıp hem söylüyor. Oturduk dinlemeye koyulduk. Onlar da benden yana, çaldılar ben de eşlik ettim sessizce. 

'İnsan bin kere mi yanıyor bir kere sevince?'

Ve diyor ki diğeri:
'Sevduğum dayanamam, alsın beni bu duman.
Ben olmasam da olur, sende gittiğin zaman.
Oy sevduğum gel yeter, bu yağmurlar da geçer.'

Bugün ne güzel geldin, çıktın karşıma öyle... Gel de sevme şimdi. Cefa dedim ya, cefasın hakikaten. Bir güzel çile, derdine düştükçe bağlandığım bir acı hikaye. Geldin ya... Gülümsetti, mutlu etti, hatta içim içime sığmadı. Hoş, yine fazla bakamadım ya yüzüne... Yine diyemedim ya iki kelime... Ama Allah biliyor ya, seni çok bekledim. 

Ve:
'Bir kere daha yandım ama canım, gördüğüme sevindim.'

........

Sana giderken veda edemem, belki de bugün seni son görüşümdü... Benim güzel derdim. Çıkmasaydın karşıma daha mı iyi olacaktım? Daha mı çok unutacaktım? Hiç unuttum mu sanki. Ne olacak böyle? Nasıl olacak? Sorular başımı ağrıtmaya başlayalı bir hayli oldu. Son demek kalbimi sızlatıyor ya, buna da alışmalı... Alışırım da, unutamam ki seni.

Sonsuza kadar bugün gibi olsa, istediğimde gözümün önüne gelsen... İki dünyalık derler ya, bütün dünyam sen olsan, bütün dünyan ben olsam... Ram pa pa paamm.. Hayal aleminden çıkıyorum tamam. 

Veda edemeyeceğim, hem bunun vedası mı olur? Ama söz, sevgimin nişanesi parmağımda olacak. Sonsuz ol diye... Sonsuza kadar benimle kal diye...

Bu akşam yine seninle uyuyup, sabaha yine seninle uyanacağım biliyor musun? Bilmiyorsun. Güzel şiir okuyorsun. :)

Unutmadan, son bir şey daha: Yarın da görebilir miyim seni?
Asiye Nene ile oturduk bir gün. Nenedir, çünkü bu diyarda nine denmez saçına ak düşmüşlere. Vakit akşam… Sohbet gırla gidiyor derler ya, bu da onlardan. Asiye Nene mahallenin en yaşlısı, her sorduğumuzda bir şeyler yapar eder soruyu unutturur ya; öteden beriden, o dönemin ileri gelenlerinden öğrendiğimize göre doksanı devirmiş durumda. Eldeki bilgiler bundan ileri…

Bende onu anlatan en bilindik kelime: ‘Dua.’ Asiye Nene duası deriz… Bir başlar pir başlar. Gözden kaybolana, gönülden düşene dek Asiye Nene dua eder sevdiklerine. Hani buradan bilmem nereye yol olur tabiri var ya, işte Asiye Nene duası buradan öte tarafa yol olur, şifa olur, yâr olur…

Dönelim tekrar hikâyenin aslın/a. Oturduk akşamın karanlık bir zamanında; bir soba, küçük bir oda, biraz fakir biraz müstesna… Çünkü orada yapılan muhabbetlerin, o sobada demlenen çayların tadı bir başka.

İşte böyle bir akşamda, laf lafı aşar, söz sevdaya değer, aşka uzanır… Tecrübesi en fazlamız Asiye Nene… Dededen anlatmaya başlar. Anlattıkça değişir çayımızın verdiği his, değişir hava… Döner dolaşır cümleler, eskileri kapısına dayanır. Asiye Nene biraz daha sessiz, biraz daha hüzünlü; devam eder anlatmaya. Odun toplarlarmış ormandan, tarih bir eski zaman… Çıkarmış hep yollarına köyden bir delikanlı, adı onda kalsın. Asiye Nene gözünden, yüzü Kerem gibi, bir kalp ağrısı…

İnsanın hiç beklemediği anlarda yüreğine düşürünce zaman, daha da kıymetleniyor ya sevdiği… Bu saatler de onlardan. O konuştukça şarkılar geçiyor aklımdan:

 ‘Çok sevduğume değil , bilmemene yanarum
Seni görduğum hergün , içten içe kanarum
Kara gözlerun beni , nasil yakti sevduğum 
       Hallarumdan bellidur , seni ne çok sevduğum.’ 

Şarkılar da acı, Asiye Nene’nin sözleri de…

Eskileri az çok bilirsin, dinlersin… Eskiden sevdalar dokunmadanmış, konuşmadan… Gözler söyler, gözler dinlermiş. Eskiler güzelmiş. Asiye Nene de böyle yaşamış. Kerem diyelim adına… Bakmış gözlerine, eşref saatinden değil de kalp atışlarından vurmuş Asiye Nene’nin aslı/nı. Gâh odun toplarken, gâh çeşmeden su alırken; gâh görürken, gâh görmezken… Onu izler olmuş; gözden, gönülden.

Nasip derler ya… Ya da kader… 'Vermeyince Mevla neylesin Leyla.' düşmüş diline Asiye Nene’nin. Babaları karşı durmuş sevgilerine, engel olmuş kavuşmalarına. Kerem gitmiş başka bir diyara, Aslı kalmış başka bir diyarda. Evlenmiş çoluğa çocuğa karışmışlar. Bir zaman gelmiş, ölmüş Kerem. Asiye Nene’ye gelmiş ölüm haberi. O gündür yaş olmuş akmış gözlerinden. Ve bugün de yaş oldu Kerem, aktı gözlerinden.

Yaşayamamışlar vuslatın sevincini, ötelere bırakmış gibi, iç çekmişler hüzünlerine. Ağzından bir kötü söz duymaktan ziyade, boyun eğmişler O'nun biçtiği kaderlerine.Gözler çok şey anlatırmış ya, o akşam bütün sakladıkları döküldü Asiye Nene’nin eteklerine. 

‘Sevdaluk etmayin. Ama edersanuz da alun oni.’ 

Bu benim hayatıma kaydettiğim bir güzel kelâm oldu. Özü sözü bir, hale tercüman. Bu da benim kalbimi deldi geçti, bu da beni ağlattı içten içe, gözümün yaşı oldu, kimseler görmedi bilmedi. Bana hep seni hatırlatır oldu.

Şarkılara kulak verirsek yine: 

'Bir sevda acısı gönlüme akar
     Köz olur kor olur kalbimi yakar.
    Silmedin gözümden akan yaşımı
       Kar yağsın kapatsın mezar taşımı.'

Mezar taşıma da senin adını mı yazdırsak… J

Ve işte sevgili…
Günler tükendi, GİDİYORUM.
Senden bir ses duymak şöyle dursun,
Yoksun kaç gündür…
Yüzünü göremeden GİDİYORUM.
İçimde kalsın derdim…
Ey benim en güzel derdim…
Sana söyleyemeden… GİDİYORUM.
Mutsuzum.
Hâlbuki sorsan,
Bunlar mutlu günler olmalı.
Mutluluk maskesi takıp yüzüme… GİDİYORUM.
Bütün ayrılıklar üzüyor ya…
Üzülüyorum… Senden GİDİYORUM.
Arda kalanlar özlenir ya…
Daha şimdiden özlüyorum… Seni bırakıp, GİDİYORUM.
Şu his… Şu korkuyla karışık hüzün.
Şu başkasına yâr olacağın,
Başkasına yâr diyeceğin hissi…
Şu gözlerimin buğusu…
Şu bedenime yayılan süveyda…
Hepsini yüklenip sırtıma, GİDİYORUM.
Gözlerini katıp yanıma,
Sesini takınıp kulağıma,
Gülüşünü ekleyip mutluluğuma,
Seni alıp yarım/a, GİDİYORUM.

Meltem K.

4 Haziran 2014 Çarşamba

‘’Aşk cefa ülkesinde umudun rüyasıdır.’’

Cefa… Şu her gün doğan güneş,
Şu her gün baktığım deniz,
Şu yağan yağmur… 
Ellerimde yokken ellerin,
Gülemeyen kalbim.

Hayatımda bana seni hatırlatan her şey.
Şu hayatta, bana seni hatırlatır her şey.

Sensiz olan, sensiz dolan her dakika... 
Cefa senin aslın.
Seni düşündüğüm her anımın en iyi tercümanı. 
Cefa sana bu kadar yakınken, hep uzaktan bakmam…
Cefa, şu bana yaşattıklarının hepsi. 

Bilmeden, görmeden, duymadan 
Başımı ağrıttığın her dem. 
Sesini her duyduğumda 
Telaşımdan tutamazken kulaklarımda...
Sesini bilmezken daha önce… 
Daha mı yaşanılırdı bu dünya? 
Şiir olup akmazken yüreğime... 
Şiir olup karışmazken başkalarının sesine… 
Daha mı çekilirdi bu çile? 
Cefa, düşünmek seni, 
Benden başka biriyle.

Umut… 
Şu her sabah doğan güneş, 
Şu açan çiçek, 
Şu yeniden gelen gece… 
Umut beni ayakta tutan tek düşünce. 

Her gördüğümde, duyduğumda, okuyup yazdığımda 
Senden bir parça bulmam…
Akıllanmaz, uslanmaz bir çocuk gibi,
Her bildiğimin içinde seni yaşatmam… 

Ve belki de umut, 
Aslında seni bana hiç getirmeyecek olan...
Belki bir kandırmaca...
Bir bilmece… 
Umut hiç tükenir mi bende? 
Ya o olmadan, nasıl yaşarım senle? 

Rüya… 
Seni katıp, 
Hem gündüz hem gece gördüğüm... 
Rüya senle bir kördüğüm.  
Sensiz bir hiç. 

Sana belki ilk 
Ve tek sarılışım. 

Rüyam, canım, cananım… 
Merak ediyorum:
Hep böyle hayalimde mi kalacaksın? 
Çıkıp gelsen? 
Düşten ziyade, gerçeğe değsen? 


Ve aşk… 
Cefa, umut ve rüyadan doğan...
Bir sessiz çığlık.
Bir sen… 
Sende kaybolmuş bir ben.
Aşkı bilmezken adından önce, hiçbir hücrem
Bir muamma iken gönül âlemimde bu kelimem… 
Aşkı anlamlandıran, aşkı yaşatan senden gelen her zerre...
Aşk senin bakışın, gülüşün, nefesin… 

Aşk senin adın.

Meltem K.

2 Haziran 2014 Pazartesi

http://www.dailymotion.com/video/xbq72f_sevemedim-kara-gozlum-turkan-soray_music

Ben bin kere dedim, sen bir kez niye 
Sevdim diyemedin be kara gözlüm? 
Madem riyakarım bu ağıt niye ? 
Akan gözyaşlarım ne kara gözlüm?

Niçin yaktın bilmem bu bağrı neden? 
Kalbimde dinmeyen bu ağrı neden? 
Söyle! Nedir beni böyle kahreden? 
Bir bildiğin varsa de kara gözlüm.

Henüz rastlamadım halden bilene 
Perişan halime gülen gülene. 
Oysa çektirdiğin bütün çilene 
Bir çift gözün bedel be kara gözlüm.


Her akşam, her gece, her seherde sen!
Havamda, suyumda, her değerde sen! 
Ben Mecnuna döndüm,ne dersen de sen! 
Adının baş harfi... Kara gözlüm....
   "Bir misafir odası benim küçük kalbim, lakin her misafiri hemen kabul eylemez. Biraz hırçın ve mağrur, bu esrarlı mabedin kapıları kapalı, her gelen pek giremez öyle. Bir oda ki bu, hiç bir eşya yok, bomboş. Yalnız bir kösesinde vuran küçük bir saat, kapıları kapalı, üstelik bir hayli loş bu kasvetli odaya verir bir parça hayat. Bu misafir odası bir misafir bekliyor. Köşede duran saat vuruyor tik tak-tik tak, gelecek diye her an günlere gün ekliyor. Öyle bir misafir ki, bir daha hiç çıkmayacak."

Huzur Sokağı / Huzurumun Kaynağına

1 Haziran 2014 Pazar

İçimde hala senden esen; yazılmamış, dile gelmemiş sözler varken... Unutmak... Ne mümkün.
Kulaklarımda her gece sesinle uyurken... Vazgeçmek... Ne mümkün.

Gözlerinin hayali bir an olsun gözümün önünden gitmezken... Veda etmek... Ne mümkün.
Uzanamasam da eline, kalbimde yer etmişken baş köşeye... Bir başkası... Ne mümkün.
Vuslatın toz kadar delili bile olsa bu çileli, güzel bekleyiş... Usanmak... Ne mümkün.
Senden gelirken ab-ı hayat damlam... 
Ölmek... 
Ne mümkün.

İmkansızlıklarımın sebebi, hayatımın gizemi, gönlümün uğuru... Yüzüne bakamamaktan bu gözyaşları, bu gözlerimin buğusu. El etmem, gel etmem... Münzevi çığlıklardan anlayamaz mısın durumu? 

Ben biçare, ben hasret... Diyorum ki gönlüm, az daha sabret, o günler de gelecek. 

Ya gel artık, benim ol; bir ses, bir işaret, bir ümit bırak avuçlarıma yahut; benden yana ol. Ya da yoksa gönlün bu diyarda, tüm umudumu yık da, bu hikayenin adını koyayım o anda.

Varılmaz hayale işaret diye, 
Toprağında bir taş olayım.

Meltem K.