Asiye Nene ile oturduk bir gün. Nenedir, çünkü bu diyarda
nine denmez saçına ak düşmüşlere. Vakit akşam… Sohbet gırla gidiyor derler ya,
bu da onlardan. Asiye Nene mahallenin en yaşlısı, her sorduğumuzda bir şeyler yapar
eder soruyu unutturur ya; öteden beriden, o dönemin ileri gelenlerinden
öğrendiğimize göre doksanı devirmiş durumda. Eldeki bilgiler bundan ileri…
Bende onu anlatan en bilindik kelime: ‘Dua.’ Asiye Nene
duası deriz… Bir başlar pir başlar. Gözden kaybolana, gönülden düşene dek Asiye
Nene dua eder sevdiklerine. Hani buradan bilmem nereye yol olur tabiri var ya,
işte Asiye Nene duası buradan öte tarafa yol olur, şifa olur, yâr olur…
Dönelim tekrar hikâyenin aslın/a. Oturduk akşamın karanlık
bir zamanında; bir soba, küçük bir oda, biraz fakir biraz müstesna… Çünkü orada
yapılan muhabbetlerin, o sobada demlenen çayların tadı bir başka.
İşte böyle bir akşamda, laf lafı aşar, söz sevdaya değer,
aşka uzanır… Tecrübesi en fazlamız Asiye Nene… Dededen anlatmaya başlar.
Anlattıkça değişir çayımızın verdiği his, değişir hava… Döner dolaşır cümleler,
eskileri kapısına dayanır. Asiye Nene biraz daha sessiz, biraz daha hüzünlü;
devam eder anlatmaya. Odun toplarlarmış ormandan, tarih bir eski zaman… Çıkarmış hep yollarına köyden
bir delikanlı, adı onda kalsın. Asiye Nene gözünden, yüzü Kerem gibi, bir kalp
ağrısı…
İnsanın hiç beklemediği anlarda yüreğine düşürünce zaman, daha
da kıymetleniyor ya sevdiği… Bu saatler de onlardan. O konuştukça şarkılar geçiyor aklımdan:
‘Çok sevduğume değil , bilmemene yanarum
Seni görduğum hergün , içten içe kanarum
Kara gözlerun beni , nasil yakti sevduğum
Hallarumdan bellidur , seni ne çok sevduğum.’
Şarkılar da acı, Asiye Nene’nin sözleri de…
Eskileri az çok bilirsin, dinlersin… Eskiden sevdalar
dokunmadanmış, konuşmadan… Gözler söyler, gözler dinlermiş. Eskiler güzelmiş. Asiye
Nene de böyle yaşamış. Kerem diyelim adına… Bakmış gözlerine, eşref saatinden
değil de kalp atışlarından vurmuş Asiye Nene’nin aslı/nı. Gâh odun toplarken, gâh
çeşmeden su alırken; gâh görürken, gâh görmezken… Onu izler olmuş; gözden,
gönülden.
Nasip derler ya… Ya da kader… 'Vermeyince Mevla neylesin
Leyla.' düşmüş diline Asiye Nene’nin. Babaları karşı durmuş sevgilerine, engel
olmuş kavuşmalarına. Kerem gitmiş başka bir diyara, Aslı kalmış başka bir
diyarda. Evlenmiş çoluğa çocuğa karışmışlar. Bir zaman gelmiş, ölmüş Kerem.
Asiye Nene’ye gelmiş ölüm haberi. O gündür yaş olmuş akmış gözlerinden. Ve
bugün de yaş oldu Kerem, aktı gözlerinden.
Yaşayamamışlar vuslatın sevincini, ötelere bırakmış gibi, iç
çekmişler hüzünlerine. Ağzından bir kötü söz duymaktan ziyade, boyun eğmişler O'nun biçtiği kaderlerine.Gözler çok şey anlatırmış ya, o akşam bütün sakladıkları
döküldü Asiye Nene’nin eteklerine.
‘Sevdaluk etmayin. Ama edersanuz da alun
oni.’
Bu benim hayatıma kaydettiğim bir güzel kelâm oldu. Özü sözü bir, hale tercüman. Bu
da benim kalbimi deldi geçti, bu da beni ağlattı içten içe, gözümün yaşı oldu,
kimseler görmedi bilmedi. Bana hep seni hatırlatır oldu.
Şarkılara kulak verirsek yine:
'Bir sevda acısı gönlüme akar
Köz olur kor olur kalbimi yakar.
Silmedin gözümden
akan yaşımı
Kar yağsın kapatsın mezar taşımı.'
Mezar taşıma da senin adını mı yazdırsak… J
Ve işte sevgili…
Günler tükendi, GİDİYORUM.
Senden bir ses duymak şöyle dursun,
Yoksun kaç gündür…
Yüzünü göremeden GİDİYORUM.
İçimde kalsın derdim…
Ey benim en güzel derdim…
Sana söyleyemeden… GİDİYORUM.
Mutsuzum.
Hâlbuki sorsan,
Bunlar mutlu günler olmalı.
Mutluluk maskesi takıp yüzüme… GİDİYORUM.
Bütün ayrılıklar üzüyor ya…
Üzülüyorum… Senden GİDİYORUM.
Arda kalanlar özlenir ya…
Daha şimdiden özlüyorum… Seni bırakıp, GİDİYORUM.
Şu his… Şu korkuyla karışık hüzün.
Şu başkasına yâr olacağın,
Başkasına yâr diyeceğin hissi…
Şu gözlerimin buğusu…
Şu bedenime yayılan süveyda…
Hepsini yüklenip sırtıma, GİDİYORUM.
Gözlerini katıp yanıma,
Sesini takınıp kulağıma,
Gülüşünü ekleyip mutluluğuma,
Seni alıp yarım/a, GİDİYORUM.
Meltem K.