5 Haziran 2014 Perşembe

Asiye Nene ile oturduk bir gün. Nenedir, çünkü bu diyarda nine denmez saçına ak düşmüşlere. Vakit akşam… Sohbet gırla gidiyor derler ya, bu da onlardan. Asiye Nene mahallenin en yaşlısı, her sorduğumuzda bir şeyler yapar eder soruyu unutturur ya; öteden beriden, o dönemin ileri gelenlerinden öğrendiğimize göre doksanı devirmiş durumda. Eldeki bilgiler bundan ileri…

Bende onu anlatan en bilindik kelime: ‘Dua.’ Asiye Nene duası deriz… Bir başlar pir başlar. Gözden kaybolana, gönülden düşene dek Asiye Nene dua eder sevdiklerine. Hani buradan bilmem nereye yol olur tabiri var ya, işte Asiye Nene duası buradan öte tarafa yol olur, şifa olur, yâr olur…

Dönelim tekrar hikâyenin aslın/a. Oturduk akşamın karanlık bir zamanında; bir soba, küçük bir oda, biraz fakir biraz müstesna… Çünkü orada yapılan muhabbetlerin, o sobada demlenen çayların tadı bir başka.

İşte böyle bir akşamda, laf lafı aşar, söz sevdaya değer, aşka uzanır… Tecrübesi en fazlamız Asiye Nene… Dededen anlatmaya başlar. Anlattıkça değişir çayımızın verdiği his, değişir hava… Döner dolaşır cümleler, eskileri kapısına dayanır. Asiye Nene biraz daha sessiz, biraz daha hüzünlü; devam eder anlatmaya. Odun toplarlarmış ormandan, tarih bir eski zaman… Çıkarmış hep yollarına köyden bir delikanlı, adı onda kalsın. Asiye Nene gözünden, yüzü Kerem gibi, bir kalp ağrısı…

İnsanın hiç beklemediği anlarda yüreğine düşürünce zaman, daha da kıymetleniyor ya sevdiği… Bu saatler de onlardan. O konuştukça şarkılar geçiyor aklımdan:

 ‘Çok sevduğume değil , bilmemene yanarum
Seni görduğum hergün , içten içe kanarum
Kara gözlerun beni , nasil yakti sevduğum 
       Hallarumdan bellidur , seni ne çok sevduğum.’ 

Şarkılar da acı, Asiye Nene’nin sözleri de…

Eskileri az çok bilirsin, dinlersin… Eskiden sevdalar dokunmadanmış, konuşmadan… Gözler söyler, gözler dinlermiş. Eskiler güzelmiş. Asiye Nene de böyle yaşamış. Kerem diyelim adına… Bakmış gözlerine, eşref saatinden değil de kalp atışlarından vurmuş Asiye Nene’nin aslı/nı. Gâh odun toplarken, gâh çeşmeden su alırken; gâh görürken, gâh görmezken… Onu izler olmuş; gözden, gönülden.

Nasip derler ya… Ya da kader… 'Vermeyince Mevla neylesin Leyla.' düşmüş diline Asiye Nene’nin. Babaları karşı durmuş sevgilerine, engel olmuş kavuşmalarına. Kerem gitmiş başka bir diyara, Aslı kalmış başka bir diyarda. Evlenmiş çoluğa çocuğa karışmışlar. Bir zaman gelmiş, ölmüş Kerem. Asiye Nene’ye gelmiş ölüm haberi. O gündür yaş olmuş akmış gözlerinden. Ve bugün de yaş oldu Kerem, aktı gözlerinden.

Yaşayamamışlar vuslatın sevincini, ötelere bırakmış gibi, iç çekmişler hüzünlerine. Ağzından bir kötü söz duymaktan ziyade, boyun eğmişler O'nun biçtiği kaderlerine.Gözler çok şey anlatırmış ya, o akşam bütün sakladıkları döküldü Asiye Nene’nin eteklerine. 

‘Sevdaluk etmayin. Ama edersanuz da alun oni.’ 

Bu benim hayatıma kaydettiğim bir güzel kelâm oldu. Özü sözü bir, hale tercüman. Bu da benim kalbimi deldi geçti, bu da beni ağlattı içten içe, gözümün yaşı oldu, kimseler görmedi bilmedi. Bana hep seni hatırlatır oldu.

Şarkılara kulak verirsek yine: 

'Bir sevda acısı gönlüme akar
     Köz olur kor olur kalbimi yakar.
    Silmedin gözümden akan yaşımı
       Kar yağsın kapatsın mezar taşımı.'

Mezar taşıma da senin adını mı yazdırsak… J

Ve işte sevgili…
Günler tükendi, GİDİYORUM.
Senden bir ses duymak şöyle dursun,
Yoksun kaç gündür…
Yüzünü göremeden GİDİYORUM.
İçimde kalsın derdim…
Ey benim en güzel derdim…
Sana söyleyemeden… GİDİYORUM.
Mutsuzum.
Hâlbuki sorsan,
Bunlar mutlu günler olmalı.
Mutluluk maskesi takıp yüzüme… GİDİYORUM.
Bütün ayrılıklar üzüyor ya…
Üzülüyorum… Senden GİDİYORUM.
Arda kalanlar özlenir ya…
Daha şimdiden özlüyorum… Seni bırakıp, GİDİYORUM.
Şu his… Şu korkuyla karışık hüzün.
Şu başkasına yâr olacağın,
Başkasına yâr diyeceğin hissi…
Şu gözlerimin buğusu…
Şu bedenime yayılan süveyda…
Hepsini yüklenip sırtıma, GİDİYORUM.
Gözlerini katıp yanıma,
Sesini takınıp kulağıma,
Gülüşünü ekleyip mutluluğuma,
Seni alıp yarım/a, GİDİYORUM.

Meltem K.

8 yorum:

  1. ‘Sevdaluk etmayin. Ama edersanuz da alun oni.’
    Kavuşursan meşk,kavuşamazsan aşk demişler...
    Zor...hem de çok...
    Ama şairler de hep, mutsuzlardan değil midir?

    YanıtlaSil
  2. Asiye Nene'nin gözleri doluydu o zamanlar; yoksa sevduğuni alamazsan olmaz demiyor. :)
    Kavuşamazsak aşk olur... Kavuşan aşıklar hiç yok mu sanki? Kavuşursak da olur ama iki gönül bir olunca derler ya... Zor olan, aşk diyarında iki değil tek olmak... Kısaca:

    Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?
    Yani Zühre'yi Tahir sevmeseydi artık
    Yahut hiç sevmeseydi
    Zühre ne kaybederdi Zühreliğinden? :)

    YanıtlaSil
  3. Kesinlikle...
    Diyor ki bir hanım:
    "Meğer sen aşkta çok acemi ve toymuşsun. Mademki seviyorsun, daha ne istersin? O bir başkasının olmuş, bundan sana ne? Onu senden çalmış olabilirler, fakat aşkına, seni terkip eden, seni teşkil eden, seni sen yapan aşkına kim el sürebilir? Sevgi sonsuz bir zevk ve sonsuz bir kahırdır. "

    YanıtlaSil
  4. Ama ciddi ciddi imrenmeye başladım bu arada, her güne bir yazı,sene sonuna bir kitap :)) Nedir sırrınız bana da öğretin :)

    YanıtlaSil
  5. Kimdir o hanım? :)
    Uğur böceğim var, ondan geliyor ilham. :)
    Ama benimkileri toplasak sizdekilerin biri olur mu orası tartışılır. :)

    YanıtlaSil
  6. Samiha Ayverdi diye bir mutasavvıf :) Beğenirsiniz eminim :)
    Estağfrullah
    Tamam, tevazu falan güzel hep, ama yine de şu kitap işini bir düşünün derim :))

    YanıtlaSil
  7. Düş-ünüyorum zaten. :)

    YanıtlaSil
  8. :))
    Yavaş yavaş olur zaten böyle işler,zamanla inşallah :)

    YanıtlaSil

Selamlar, sevgiler, teşekkürler.. Yorum yazarken bir çay? :)